Geçen hafta Sandıklı'da gerçekleştirilin "Anadolu Yunustur" şiir etkinliğinden bahsetmiştim.Bu arada değerli okurlarıma Sandıklı hakkında da bazı bilgiler vermiştim.Bu güzel ilçenin güzel insanları bizlerin gönüllerini fethetmişti.Benim içinde bulunduğum grubumuzun rehberi Sandıklı Lisesi'nin değerli müdürü Adem Gülpınar, tam anlamıyla Yunus gönüllü bir insandı.Eşiyle birlikte aynı lisede görev yapıyorlardı.Etkinlik için gelen konuklar okullara dağıldığında ben ve Azerbaycanlı saz ustası değerli aşık Ramin Karayev Sandıklı Lisesi'ne düşmüştük.Rehberimiz olan yine bu okulun değerli müdürü Adem Gülpınar bizi okuluna götürdü. Burada görev yapan bütün öğretmenler bizi gayet sıcak karşıladılar. İkramlarından sonra öğrencilerle hemhal olduk ve Ramin Karayev burada küçük bir konser verdi. O gün Sandıklı Lisesi'nde güzel sohbetler yaptık. Bu arada bir diğer rehber meslektaşımız olan Refik Akçin ise Sandıklı merkezinde bulunan Miralay Reşat Bey İlköğretim Okulu'nun Müdürüydü. Bu okula adını veren Miralay Reşit Bey ise,İstiklâl Savaşında bir tepeyi Atatürk'e verdiği sürede alamadığı için intihar eden değerli bir Albayımızdı.İşte bu okulun müdürü ve Sandıklı Lisesi'nin müdürü bizlerin yanından bir dakika olsun ayrılmadılar.Onlara buradan şükranlarımızı sunuyoruz.
Evet Değerli okurlar;bu hafta da siz değerli okurlarımla Sandıklı'nın Ak Dağ'da kendiliğinden gerçekleşen bir konseri paylaşacağım;
Arabalar hazırlanmış,bütün konuklar büyük heyecan içinde.Uzaktan görünen ve üzerinde halen karlar bulunan Ak Dağ'a çıkacağız.Reşadiye Köyü'nde kahvaltımızı ediyoruz.Ardından arabalar peş peşe Ak Dağ'ın yolunu tutuyorl.Bizim minibüste Elazığımızın Harput Musikisinde usta üç değerli ses sanatçısı var.Bunlardan biri Kültür Bakanlığı'nın Sivas Devlet Korosu'nda ses sanatçısı olarak görev yapan Zülfü Demirtaş,diğeri Ankara Devlet Korusu sanatçısı Hasan Öztürk ve Elazığ Musiki Cemiyeti'nin eski Başkanlarından Nihat Kazazoğlu bulunuyor.Ayrıca yeni yetişmekte olan Hasan Taydaş'da bizimle birlikte.Yani Harput Musikisi'nin çok değerli icracılarıyla Ak Dağ'a doğru tırmanıyoruz.Ak Dağ hatırı sayılır büyük bir dağ!.. Bizim Hazar Baba Dağı gibi... Yolu toprak ama kıştan çıktığı için dahda bozulmuş. Oldukça kötü bir zemini var. Yemyeşil yaylaları ve ormanları geçip, arad dağ pınarlarından sular içerek zirveye doğru tırmanıyoruz. Bir süre sonra zirveye yakın bir yerde arabalarımızdan iniyoruz. Biraz yukarlarımızda kar halen duruyor. Laleler ve bazı çiçekler yeni çıkmış. Manzara ve hava nefis... Herkes bir yana dağılıyor. Sevgili Can Dostum Mevlüt Uluğtekin bir başka yerde Malazgirt'ten sonra Haçlılarla ikinci karşılaşmamız olan 1176'daki Miryakefelon Savaşı'nın geçtiği yeri tartışıyor. Reşadiye Belediye Başkanı ve Muhtarı bu savaşın bizim bulunduğumuz yerdeki Karamık Boğazı'nda geçtiğini iddia ediyorlar! Onlar bu savaşın geçtiği yeri tartışadursunlar, bir anda ötede Hasan Taydaş eli kulağa attıyor ve bir Elezber okumaya başlıyor; "Sana Dağlar, sana dağlar/Kar yağar sana dağlar/Tutaydım yar elinden/Çıkaydım sana dağlar". Bir anda bütün gözler o yana doğru çevriliyor. Bu Elezber dağın koyaklarında epeyce yankılanıyor... Hasan Taydaş'ın yanında ise Zülfü Demirtaş, Hasan Öztürk ve Nihat Kazazoğlu var. Ardından bu çok değerli dörtlü, "Dağlar dağımdır benim" türküsünü koro halinde söylemeye başlıyorlar. Evet, Bir anda Sandıklı Ak Dağ'da başlayan bu konser Harput Musikisi üzerine devam ediyor! Harput Türküleri bu yüce dağda ardarda yankı buluyor... Bütün konuklar onlara doğru hızlı bir şekilde yürüyorlar. Etraflarının sarıldığını gören bu sanatçılarımız konseri kesmiyorlar. Kameralar, fotoğraf makinaları, telefonlar onları çekiyor. Bu dört değerli sanatçımız Ak Dağ'da içten gelen duygularla öyle bir konser veriyorlar ki, buna sadece bizler şahit oluyoruz! Hem öyle bir konser ki, sazlardan uzak, dağların koynunda doğal sesleriyle kendiliğinden oluşan bir konser!.. Bu konseri Sandıklı'nın Ak Dağ'ı ve sadece oraya çıkan misafirleri dinliyorlar... Sanıyorum Ak Dağ Ak Dağ olalı böyle bir olayı yaşamamıştır! Bana göre o gün Ak Dağ en mutlu bir gününü yaşadı. Elazığ nere, Sandıklı’daki Ak Dağ nere? Hazar Baba bile böyle güzel bir konsere şahitlik etmedi. Ben o an o kadar duygulandım ki, uçmak geldi içimden! Bu değerli sanatçılarımızla ne kadar övünsek azdır! Onlar bizim yüreğimizden gelen duyguları seslendiren bülbüllerimizdir. Bu yazımda onların bu Ak Dağ konserini anmadan geçmek istemedim. Keşke Sandıklı'ya daha sonra gelen Esat Kabaklı'da Ak Dağ'da olaydı. Esat Kabaklı'nın salonda verdiği konserde şahaneydi. Onlar bizim kültür elçilerimiz. Onlara Elazığlı olarak bizlerin her zaman sahip çıkması lazım. Yanımızda Değerli Kültür Müdürümüz Tahsin Öztürk de vardı. Oda sanıyorum böyle bir şehrin Kültür Müdürü olmakla kendini mutlu hissetmiştir. Bundan eminim. Doğaçlama yani kendiliğinden başlayan bu konserin yankıları halen Sandıklı'nın Ak Dağ'da devam ediyordur!Bizim mutlu olduğumuz kadar Sandıklı'nın Ak Dağ'da şimdi mutludur!..
Dönüşte Reşadiye Belediye Başkanı ve muhtarı bize bir devrilmiş çam ağacı gösteriyorlar. Hayatımda böyle bir çamı asla görmedim. 9-10 metre çapında, 70-80 metre uzunluğundaki bu dev çam ağacı bir gece aniden devrilip gitmiş!.. Evet, ağaçların ayakta öldüğünü burada bir kez daha görmüş olduk! Yaşının 300 civarında olduğunu söylediler. Tırla köye götürüp bir abide olarak dikeceklermiş. Gayet güzel bir fikir... Asırlık çınarları görmüştüm ama böyle azametli bir çamı ilk defa görüyordum. Sandıklı'nın değerli Kaymakamı Sayın Samet Ercoşkun çok güzel bir faaliyeti gerçekleştirmişti. Sandıklı'yı adeta sandığından çıkarmıştı! Orada kaldığı süre içerisinde çok daha güzel faaliyetlere imza atacağına inanıyorum. Ne mutlu Sandıklı halkına...